<DİNİ ŞİİRLER-1>



DİNİ ŞİİRLER-1

  • 23/6/2009 - Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse...
  •  


     بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم.

    Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse...

    _____________________________________
    Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,
    Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı,
    Merak ediyorum neler yapacağınızı
    Biliyorum ama
    Böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı,
    Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını,
    Ve inandırmaya çalışacağınızı,
    Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı;
    Gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı
    Fakat söyleyin bana,
    Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde,
    Onu kapıda mı karşılayacaksınız?
    Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle,
    Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp
    Yerine Kur'anı mı koyacaksınız?
    Peki hala Amerikan filimlerini seyredecek misiniz televizyonda?
    Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle,
    O size kızmadan önce?
    Kimbilir?
    Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz,
    Hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi
    Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?
    Ve bunun yerine ortalığa,
    Kitaplığınızın raflarında tozlanmış,
    Hadis kitapları mı çıkaracaksınız?
    Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz?
    Yoksa teleşla ne yapayım diyerek,
    Sağa sola mı koşturacaksınız?
    Merak ediyorum:
    Eğer Peygamber Efendimiz,
    Bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa,
    Yapmaya devam edecek misiniz,
    Her zaman yaptığınız şeyleri?
    Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?
    Her yemekten sonra sofra duası etmeyi,
    Yine zor mu bulacaksınız?
    Hiç yüzünüzü asmadan,
    Oflayıp puflamadan,
    Her vakit namazınızı kılacak mısınız?
    Ya sabah namazı için,
    Sıcacık yatağınızından,
    Erkenden fırlayacak mısınız?
    Peki ya yine mırıldanacak mısınız,
    Her zaman söylediğiniz şarkıları?
    Ve okuyacak mısınız,
    Her zaman okuduğunuz kitapları?
    Peki bilmesine izin verecek misiniz,
    Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri?
    Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?
    Şöyle diyelim ya da:
    Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de?
    Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız?
    Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla?
    Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız,
    Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle?
    Şimdi söyleyin açık yüreklilikle,
    Onun kalmasını ister misiniz sizinle?
    Sonsuza dek, hep birlikte
    Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız,
    Ziyareti bitip gittiğinde?
    Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi?
    Bilmek ve düşünmek,
    Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse
    Yapacağımız şeyleri
    Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,
    Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı,
    Merak ediyorum neler yapacağınızı

    ----------------------------
    Selahattin GÜNAY

    TARAFINDAN DERLENMİŞTİR

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 6/5/2009 - VAKİT AKŞAM



  • VAKİT AKŞAM

    Vakit akşam, gün ölmek üzere

    Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden
    Kızılcakıyameti kopuyor dünyanın
    Kara kefenini giyiniyor gün
    Günün rengi soluyor
    Eşyanın cezvesi yitiveriyor
    Hatırla ki, seninde akşamın olacak bir gün
    Ömrünün ışıkları solacak
    Hayatının perdesi çekilecek
    Seninde kıyametin kopacak
    Dudaklarında donacak gülüşün güneşi
    Zaman uçurumun olacak
    Gelen günün güneşi sana doğmayacak
    Unutulacaksın ve hatta
    Unutulduğun bile unutulacak
    İsmin anılmayacak orda burada
    Kimse yolunu gözlemeyecek
    Üzerinden bütün ışıklar çekilecek ve
    Senin de akşamın olacak
    Şimdi akşam
    Gün akşamdır unutma
    Ölmeden önce bil öleceğini ki yaşatıldığını fark edesin
    Herkesin senden uzak duracağı ölüm anını hatırla ki
    Sende şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın
    Seni, sen yokken de bilen Rabbin
    Sen öldükten sonrada bilecek elbet
    Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak
    Ömrünün gecesinde, güneşi sana yalnız O getirecek
    Hatırını yalnız O bilecek
    Şimdi akşam sende Onu an
    Şimdi sende Onun hatırına var secdeye
    Şimdi akşam ve şimdi akşam namazı vakti
    SENAİ DEMİRCİ


    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 2/4/2009 - Hic bilenle bilmeyen bir olurmu

  • "Hic bilenle bilmeyen bir olurmu?"
         (Kuran-i Kerim)

    Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
    Öyleyse <> denilen yüz karasından

    Kurtulmaya azmatmeli bastan basa millet.
    Kafi degilmi, yoksa bu son ders-i felaket?

    Son ders-i felaket neye mal oldu? Dusunsen:
    Beynin eriyip yas gibi damlardi gozunden!

    "Son-ders-i felaket" ne demektir? Su demektir:
    Gelmezse eger kendine millet, gidecektir!

    Zira, yeni bir sadmeye(carpma) artik dayanilmaz;
    Zira, bu sefer uyku olumdur, uyanilmaz!

    Coskun, koca bir sel gibi, daim beseriyyet,
    Mustakbele kosmakta verip seyrine siddet.

    Daglar, ucurumlar, ona yol vermemek ister...
    Lakin o, ne yuksek, ne de alcak demez orter!

    Akvam(kavimler, milletler) o buyuk nehre katilmis birer irmak...
    Elbet katilir... Hangisi ister geri kalmak?

    Bizler ki bu muthis, bu muazzam cereyanla
    Ugrasmaktayiz... Bak, ne kadar cilginiz anla!

    Ugras bakalim, yoksa isin, hey saskin!
    Kursun gibi sur'atli, denizler gibi taskin

    Bir caglayanin menba-i dehhasina(gayet dehsetli) dogru
    Tirmanmaya benzer, yuzerek, baska degil bu!

    Ey katre-i avare(zavalli damla), bu cusun, bu hurusun
    Ahengine uymazsan, emin ol, bogulursun!

    Yillarca, asirlarca suren uykudan artik,
    Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yik!

    Bir baksana : gokler uyanik, yer uyaniktir;
    Dunya uyanikken uyumak maskaraliktir!

    Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
    Ey derd-i cehalet, sana dusmekte bu millet,

    Bir hale getirdin ki, ne din kaldi, ne namus!
    Ey sine-i islam'a coken kapkara kabus,

    Ey hasm-i hakiki, seni oldurmeli evvel:
    Sensin bize dusmanlari ustun cikartan el!

    Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
    islam'i da <> diye tutmus yediyorsun!

    Allahtan utan! bari birak dini elinden...
    Gir les gibi topraklara kendin, gireceksen!

    Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat(susturmak)?
    Allahtan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!



    Muslumanlik sizi gayet siki, gayet saglam,
    Baglamak lazim iken, anlamadim, anliyamam,

    Ayrilik hissi nasil girdi sizin beyninize?
    Fikr-i kavmiyyeti seytan mi sokan zihninize?

    Birbirinden muteferrik bu kadar akvami,
    Ayni milliyetin atlinda tutan islam'i,

    Temelinden yikacak zelzele, kavmiyettir.
    Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...

    Arnavutlukla, Araplikla bu millet yurumez..
    Son siyasetse bu! Hic boyle siyaset yurumez!

    Sizi bir aile efradi yaratmis Yaradan;
    Kaldirin ayrilik esbabini artik aradan.

    Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
    Ecnebiler olacak sahibi mulkun nagah.

    Diye dursun atalar: "Kal'a icinden alinir."
    Yok ki hicbir isiden... Millet-i merhume sagir!

    Bir degil mahvedilen devlet-i islamiyye...
    Girdiler ayni siyasetle butun makbereye.

    Girmeden tefrika bir millete, dusman giremez;
    Toplu vurdukca yurekler, onu top sindiremez.

    Birakin eski hukumetleri meydandakiler
    Yetisir, soyle bakip ibret alan varsa eger.

    iste Fas, iste Tunus, iste Cezayir, gitti!
    iste irak'i da taksim ediyorlar simdi.


    Umidin her zaman haib, nasibin daima nekbet;
    Hayatin gecti husranlarla ey gun gormeyen millet!
    Ne devletsiz basin varmis, ne mel'un tali'in, hayret!
    Muebbed bir hayat ummus da icmistin.. Fakat seyret:
    Nasil zehr oldu birden diktigin sahba-yi hurriyet!

    Meger altust olurmus en muazzam ars-i istiklal;
    Meger pamal edermis en bulend akvami izmihlal;
    Meger birden olurmus altiyuz yil beslenen amal,
    Ufuklar, bak, adem rendinde zulmetlerle malamal..
    Ne beklerdik, nasil ciktin sen ey ferda-yi istikbal!

    Bu istikbali ruyamizda gorseydik inanmazdik!
    "Sabah olmus" dedik, sezmekle bir avare aydinlik.
    Ne haybettir: degilmis fecr-i kazibler kadar sadik!
    Cahimi bin hatar kat kat yigilmis, gelde yirtip cik!
    ilahi! Bir isik goster, bunaldik busbutun artik!

    Fakat hey saskin, istimdad icin Hak'dan yuzun var mi?
    Kitabullah'a yuksekten bakan gozler de aglar mi?
    Muhakkar gordugun kuvvet bu gun bir bak, muhakkar mi?
    Demezdin, ruhu Kur'an'in o lakaydiyle muztar mi?
    Ya sen muztar kalir, feryad edersen, aldirirlar mi!

    Evet, sen boyle bir ferda-yi mahser-hizi ummazdin,
    Haberdar eyleyenler oldu; guldun. Pek de kurnazdin!
    Kudurmustan beter bir hale geldin, durmadin azdin!
    Dusen ma'suma cikmak gayr-i kaabil bin cukur kazdin:
    Gomup ahlaki, artik fuhs icin bah-name'ler yazdin!

    Utanmak bilmiyorsun, anladik, lakin ne isterdin:
    Su milletin ki levsiyyati bir "meslek" deyip verdin?
    ibadullahi saptirdin, fakat bir yol mu gosterdin?
    Gorursen nerden bir namus, fush-abada gonderdin;
    Sezersen kimde na-merdane bir fitrat, kanat gerdin!

              
     *  * * 

            
    Biyik kirpik, sakal yontuk da tirnaklar birer parmak;
    Yikanmaz bir surat, sol gozde beyzi cam, fakat parlak;
    Hamamsiz ensenin sirtinda bir yag var: kayar yavsak!
    Su, kalcinlarla kivrik pantalon altinda, kiskivrak
    Seken Osmanli centilmeninde hicbir duygu yok mutlak...
    Utanmak ver, yeter, kaabilse Allah'im, utandirmak!


            Mehmed Akif  Ersoy


    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 31/3/2009 - ÜŞÜYORUM



  • ÜŞÜYORUM

     

    Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
    Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
    Gözlerim parke parke taş duvarlarda
    Açılıyor hayal pencerelerim
    Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum

    Kekik kokulu koyaklardan aşarak
    Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
    Bir çeşme başı arıyorum
    Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
    Mis gibi nane kokuları arasında
    Ruhumu dinlemek istiyorum

    Zikre dalmış her şey
    Güne gülümserken papatyalar
    Dualar gibi yükselir ümitlerim
    Güneşle kol kola kırlarda koşarak
    Siz peygamber çiçekleri toplarken
    Ben çeşme başında uzanmak istiyorum

    Huzur dolu içimde
    Ben sonsuzluğu düşünüyorum
    Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
    Durun kapanmayın pencerelerim
    Güneşimi kapatmayın

    Beton çok soğuk, üşüyorum…

    Muhsin YAZICIOĞLU

     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 31/3/2009 - YAĞMUR



  • YAĞMUR

     

    Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat

    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

    Hasretin alev alev içime bir an düştü
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

    Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

    Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini
    İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

    Badiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

    Madeni arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

    Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar girdabında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

    Saatlerin ardında hep kendimi aradım
    Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

    Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

    Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin

    Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

    Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

    Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

    Nefesinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep seni içirecek
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım 

    Nurullah Genç

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    DİNİ ŞİİRLER
  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    DİĞER SİTELERİM


  • DİNİ ŞİİRLER-2
  • HAK YOL İSLAM-1
  • HAK YOL İSLAM-2
  • İSLAM VE HİDAYET
  • BALLAR BALINI BULDUM-1
  • BALLAR BALINI BULDUM-2
  • İSLAM VE BİLİM-1
  • İSLAM VE BİLİM-2
  • YEŞİLAY-SAĞLIK
  • İBRETLİK KISSALAR
  • GERÇEK TARİH
  • İSLAMİ HAYAT-1
  • İSLAMİ HAYAT-2
  • VAAZ DİNLEYİN-1
  • VAAZ DİNLEYİN-2
  • KURAN DİNLEYİN
  • İLAHİ SÖZLERİ
  • KUR'AN-I KERİM MEALİ
  • EHLİ-BEYT VE SAHABELER
  • DİNİ VİDEOLAR-1
  • DİNİ VİDEOLAR-2
  • İSLAM VE SANAT
  • Y.FARKLI PENCERE-1
  • Y.FARKLI PENCERE-2
  • Y.FARKLI PENCERE-3
  • BULMACALAR
  • EVRİM ALDTAMACASI
  • HUZUR İSLAMDA
  • İSLAM KALBİMİZDE
  • İSLAM VE ÇOCUK
  • DİNİ RESİMLER VE GİFLER
  • OSMANLICA KURSU
  • İSLAMİ DERGİLER VE GAZETELER
  • MERAK EDİLEN İSLAMİ KONULAR
  • SARI ÇİÇEK-FORUM


    TAVSİYE SİTELER

  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-1
  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-2
  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-3
  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-4
  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-5
  • İSLAMİYETİN DOĞUŞU
  • KAVİMLERİN HELAKI
  • YENİ MUCİZELER-1
  • YENİ MUCİZELER-2
  • YENİ MUCİZELER-3
  • İSLAM VE KADIN
  • SORULARLA İSLAM
  • DUALAR
  • ÇEŞİTLİ VİDEOLAR
  • Kategoriler

    <ŞİİR>

    Arkadaşlarım

  • zerirem
  • igra

    Kategoriler

    <ŞİİR SİTESİ>

    Reklam















  • DİNİ ŞİİRLER(YOU TUBE VİDEOLARI)



    CAN SUYU YARDIM DERNEĞİ

    İNSANİ YARDIM VAKFI

    DENİZ FENERİ YARDIM DERNEĞİ

    ŞEFKAT DERNEĞİ

    KİMSE YOKMU DERNEĞİ

    KATİLLERİ BOYKOT

    AVRUPA BİRLİĞİNE HAYIR

    ARKADAŞINA TAVSİYE ET!









    free counter
    free counter

    free counters

    free counters











    Sayfa: 1 - Toplam: 9
    |

    SONRAKİ SAYFA



    Image Hosted by ImageShack.us











    SENAİ DEMİRCİ(EY! NUR ŞİİRİ)