DİNİ ŞİİRLER-1
23/6/2009
-
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse...
|  بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم.
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse...
_____________________________________ Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı Biliyorum ama Böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı Fakat söyleyin bana, Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde, Onu kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur'anı mı koyacaksınız? Peki hala Amerikan filimlerini seyredecek misiniz televizyonda? Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle, O size kızmadan önce? Kimbilir? Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz, Hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, Hadis kitapları mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa teleşla ne yapayım diyerek, Sağa sola mı koşturacaksınız? Merak ediyorum: Eğer Peygamber Efendimiz, Bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa, Yapmaya devam edecek misiniz, Her zaman yaptığınız şeyleri? Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı? Her yemekten sonra sofra duası etmeyi, Yine zor mu bulacaksınız? Hiç yüzünüzü asmadan, Oflayıp puflamadan, Her vakit namazınızı kılacak mısınız? Ya sabah namazı için, Sıcacık yatağınızından, Erkenden fırlayacak mısınız? Peki ya yine mırıldanacak mısınız, Her zaman söylediğiniz şarkıları? Ve okuyacak mısınız, Her zaman okuduğunuz kitapları? Peki bilmesine izin verecek misiniz, Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri? Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz? Şöyle diyelim ya da: Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de? Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız? Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle? Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını ister misiniz sizinle? Sonsuza dek, hep birlikte Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, Ziyareti bitip gittiğinde? Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi? Bilmek ve düşünmek, Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse Yapacağımız şeyleri Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı
---------------------------- Selahattin GÜNAY
TARAFINDAN DERLENMİŞTİR |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/5/2009
-
VAKİT AKŞAM

VAKİT AKŞAM
Vakit akşam, gün ölmek üzere Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden Kızılcakıyameti kopuyor dünyanın Kara kefenini giyiniyor gün Günün rengi soluyor Eşyanın cezvesi yitiveriyor Hatırla ki, seninde akşamın olacak bir gün Ömrünün ışıkları solacak Hayatının perdesi çekilecek Seninde kıyametin kopacak Dudaklarında donacak gülüşün güneşi Zaman uçurumun olacak Gelen günün güneşi sana doğmayacak Unutulacaksın ve hatta Unutulduğun bile unutulacak İsmin anılmayacak orda burada Kimse yolunu gözlemeyecek Üzerinden bütün ışıklar çekilecek ve Senin de akşamın olacak Şimdi akşam Gün akşamdır unutma Ölmeden önce bil öleceğini ki yaşatıldığını fark edesin Herkesin senden uzak duracağı ölüm anını hatırla ki Sende şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın Seni, sen yokken de bilen Rabbin Sen öldükten sonrada bilecek elbet Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak Ömrünün gecesinde, güneşi sana yalnız O getirecek Hatırını yalnız O bilecek Şimdi akşam sende Onu an Şimdi sende Onun hatırına var secdeye Şimdi akşam ve şimdi akşam namazı vakti
SENAİ DEMİRCİ
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/4/2009
-
Hic bilenle bilmeyen bir olurmu

"Hic bilenle bilmeyen bir olurmu?" (Kuran-i Kerim)
Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan! Öyleyse <> denilen yüz karasından
Kurtulmaya azmatmeli bastan basa millet. Kafi degilmi, yoksa bu son ders-i felaket?
Son ders-i felaket neye mal oldu? Dusunsen: Beynin eriyip yas gibi damlardi gozunden!
"Son-ders-i felaket" ne demektir? Su demektir: Gelmezse eger kendine millet, gidecektir!
Zira, yeni bir sadmeye(carpma) artik dayanilmaz; Zira, bu sefer uyku olumdur, uyanilmaz!
Coskun, koca bir sel gibi, daim beseriyyet, Mustakbele kosmakta verip seyrine siddet.
Daglar, ucurumlar, ona yol vermemek ister... Lakin o, ne yuksek, ne de alcak demez orter!
Akvam(kavimler, milletler) o buyuk nehre katilmis birer irmak... Elbet katilir... Hangisi ister geri kalmak?
Bizler ki bu muthis, bu muazzam cereyanla Ugrasmaktayiz... Bak, ne kadar cilginiz anla!
Ugras bakalim, yoksa isin, hey saskin! Kursun gibi sur'atli, denizler gibi taskin
Bir caglayanin menba-i dehhasina(gayet dehsetli) dogru Tirmanmaya benzer, yuzerek, baska degil bu!
Ey katre-i avare(zavalli damla), bu cusun, bu hurusun Ahengine uymazsan, emin ol, bogulursun!
Yillarca, asirlarca suren uykudan artik, Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yik!
Bir baksana : gokler uyanik, yer uyaniktir; Dunya uyanikken uyumak maskaraliktir!
Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet... Ey derd-i cehalet, sana dusmekte bu millet,
Bir hale getirdin ki, ne din kaldi, ne namus! Ey sine-i islam'a coken kapkara kabus,
Ey hasm-i hakiki, seni oldurmeli evvel: Sensin bize dusmanlari ustun cikartan el!
Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun! islam'i da <> diye tutmus yediyorsun!
Allahtan utan! bari birak dini elinden... Gir les gibi topraklara kendin, gireceksen!
Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat(susturmak)? Allahtan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!
Muslumanlik sizi gayet siki, gayet saglam, Baglamak lazim iken, anlamadim, anliyamam,
Ayrilik hissi nasil girdi sizin beyninize? Fikr-i kavmiyyeti seytan mi sokan zihninize?
Birbirinden muteferrik bu kadar akvami, Ayni milliyetin atlinda tutan islam'i,
Temelinden yikacak zelzele, kavmiyettir. Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...
Arnavutlukla, Araplikla bu millet yurumez.. Son siyasetse bu! Hic boyle siyaset yurumez!
Sizi bir aile efradi yaratmis Yaradan; Kaldirin ayrilik esbabini artik aradan.
Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah, Ecnebiler olacak sahibi mulkun nagah.
Diye dursun atalar: "Kal'a icinden alinir." Yok ki hicbir isiden... Millet-i merhume sagir!
Bir degil mahvedilen devlet-i islamiyye... Girdiler ayni siyasetle butun makbereye.
Girmeden tefrika bir millete, dusman giremez; Toplu vurdukca yurekler, onu top sindiremez.
Birakin eski hukumetleri meydandakiler Yetisir, soyle bakip ibret alan varsa eger.
iste Fas, iste Tunus, iste Cezayir, gitti! iste irak'i da taksim ediyorlar simdi.
Umidin her zaman haib, nasibin daima nekbet; Hayatin gecti husranlarla ey gun gormeyen millet! Ne devletsiz basin varmis, ne mel'un tali'in, hayret! Muebbed bir hayat ummus da icmistin.. Fakat seyret: Nasil zehr oldu birden diktigin sahba-yi hurriyet!
Meger altust olurmus en muazzam ars-i istiklal; Meger pamal edermis en bulend akvami izmihlal; Meger birden olurmus altiyuz yil beslenen amal, Ufuklar, bak, adem rendinde zulmetlerle malamal.. Ne beklerdik, nasil ciktin sen ey ferda-yi istikbal!
Bu istikbali ruyamizda gorseydik inanmazdik! "Sabah olmus" dedik, sezmekle bir avare aydinlik. Ne haybettir: degilmis fecr-i kazibler kadar sadik! Cahimi bin hatar kat kat yigilmis, gelde yirtip cik! ilahi! Bir isik goster, bunaldik busbutun artik!
Fakat hey saskin, istimdad icin Hak'dan yuzun var mi? Kitabullah'a yuksekten bakan gozler de aglar mi? Muhakkar gordugun kuvvet bu gun bir bak, muhakkar mi? Demezdin, ruhu Kur'an'in o lakaydiyle muztar mi? Ya sen muztar kalir, feryad edersen, aldirirlar mi!
Evet, sen boyle bir ferda-yi mahser-hizi ummazdin, Haberdar eyleyenler oldu; guldun. Pek de kurnazdin! Kudurmustan beter bir hale geldin, durmadin azdin! Dusen ma'suma cikmak gayr-i kaabil bin cukur kazdin: Gomup ahlaki, artik fuhs icin bah-name'ler yazdin!
Utanmak bilmiyorsun, anladik, lakin ne isterdin: Su milletin ki levsiyyati bir "meslek" deyip verdin? ibadullahi saptirdin, fakat bir yol mu gosterdin? Gorursen nerden bir namus, fush-abada gonderdin; Sezersen kimde na-merdane bir fitrat, kanat gerdin!
* * *
Biyik kirpik, sakal yontuk da tirnaklar birer parmak; Yikanmaz bir surat, sol gozde beyzi cam, fakat parlak; Hamamsiz ensenin sirtinda bir yag var: kayar yavsak! Su, kalcinlarla kivrik pantalon altinda, kiskivrak Seken Osmanli centilmeninde hicbir duygu yok mutlak... Utanmak ver, yeter, kaabilse Allah'im, utandirmak!
Mehmed Akif Ersoy
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/3/2009
-
ÜŞÜYORUM

ÜŞÜYORUM
Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum Gözlerim parke parke taş duvarlarda Açılıyor hayal pencerelerim Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum Kekik kokulu koyaklardan aşarak Güvercinler ülkesinde dolaşıyor Bir çeşme başı arıyorum Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp Mis gibi nane kokuları arasında Ruhumu dinlemek istiyorum Zikre dalmış her şey Güne gülümserken papatyalar Dualar gibi yükselir ümitlerim Güneşle kol kola kırlarda koşarak Siz peygamber çiçekleri toplarken Ben çeşme başında uzanmak istiyorum Huzur dolu içimde Ben sonsuzluğu düşünüyorum Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum Durun kapanmayın pencerelerim Güneşimi kapatmayın Beton çok soğuk, üşüyorum… Muhsin YAZICIOĞLU |
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/3/2009
-
YAĞMUR

YAĞMUR Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır bozbulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin, bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Nurullah Genç |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|